Derin Arzuların Uyanışı – Cetin Cetintas

Kalabalık içinde yalnız olması gibi insanın “Ben” içindeyken “ben”siz kalması. Varoluşun içinde varoluşundan uzak olması.

Onca saat meditasyon, onca saat felsefe öğretisi, kısacası onlarca saat pratiğin ardından bile, yine de o “Ben”i unutmak öyle kolay ki. Oysa ki bütün bu çabanın ardından özü unutmak o kadar da kolay olmamalı değil mi? Evet olmamalı. Ama kolay. Kolay çünkü insanın arzuları öyle derinlerde ki, pratiklerin oraya kadar inmesi için zannedildiğinden daha büyük çaba gerekmekte. “Pratik derinleşti” diyoruz ya, işte kastettiğimiz derinleşme tam olarak bu; bilincin derinliklerine inmeye başlamasından bahsediyoruz. Tüm arzuların yattığı, o tohumların ekildiği yere; bilinçaltına.

Öğreti çok iyi kavrandığında dahi hayata yansıtmak kolay değil. Nedeni ise zihnin arzuları, beklentileri. Zihnin kendini tanımlama çabasından vazgeçmemesi. Zihin kendini tanımladığı sürece bilinçaltı görülemez halde kalmaya devam eder. Çünkü zihnin kendini tanımlama eylemi büyük bir harekettir ve bu hareket içerisindeyken özünde berrak bir su gibi olan zihin, hareketin doğasından dolayı bulanık bir suya dönüşür. Bu bulanık suyun dibinin görülebilir hale gelmesi için, hareketin durdurulması gerekir. Durdukça suyun içindeki bulanıklığa neden olan her şey dibe çöker. Ve en sonunda su olduğu, saydam haline geldiğinde zihin tam anlamıyla görülebilir olur. Biz buna zihnin transparan hali deriz. Zihnin transparan hali peki yine zihin tarafından mı görülür? Tabii ki hayır. Eğer böyle olsaydı, zihnin kendini görmesi, sonsuz aynalar şeklinde gerçekleşeceğinden, zihin nasıl olur da kendini aydınlatabilirdi? Zihni gören “Öz Benlik”tir. Bir çok ileri meditasyon tekniğinin amaçlarından biri zihni transparan haline ulaştırmaktır. Bu hal ancak zihnin yeteri kadar süre (yaklaşık 3 saat) durdurulması ile gerçekleşir. Meditasyon pratiği yapmayan veya meditasyon pratiği başlangıç seviyesinde olanlar için zihni durdurmak elbette insanın adeta Mars’a gitmesi kadar imkansızdır. Ama yeteri kadar pratik sonucunda zihni durdurmak, kolunuzu durdurmaktan farksızlaşır. Zihnin transparan haline ulaşması, zihnin derinlerinde yatan samskaraların (tohumların), diğer bir adıyla derin arzuların görülebilir hale gelmesini sağlar. Kişi bu arzuları cevaplamak için görmese de, bu arzuları görmek, bu arzuların uyanması yani cevap araması demektir. Uyanan bu arzular anlayışla öz formlarına dönüştürülmelidir, aksi takdirde bunlar gerçekleşme yolu ile cevap bulacaklardır. Zihni yeteri kadar süre durdurarak bu samskaralara ulaşabilen bir yogi bu arzuları anlayışa dönüştürebilecek niteliğe sahiptir. Ama zihni transparan hale dönüştüren bir yogi bile bu samskaralar ile mücadele etme veya onlarla kendini yeniden tanımlama yanılgısına düşebilir. Bu samskaralar oldukça güçlü arzuların eseridir, ne de olsa bilinçaltına ekilmişlerdir ve bu yüzden mücadeleye girildiği takdirde yenilgi kaçınılmazdır. Mücadele direnç oluşturur ve direnç ise arzuyu besler. Mücadeleye girmek yerine arzuyu görüp, kabul edip, anlayış ile yaklaşmak gerekmektedir. Yaklaşılamıyorsa, arzunun tohumu sulanmadan arzu ile kalınmalıdır, sessiz ve eylemsizce. Ta ki “Öz Benlik” yolu görene kadar.

Peki mücadele neler mi doğurur? Mücadele içine girildiğinde öfke kaçınılmaz olarak doğar. Arzu cevap bulabilmek için kişinin duygularını tetikler. Öfke zihnin en güçlü silahıdır. Zihin böylelikle bilinci devre dışı bırakarak özgürce, daha önceden kendini ayarladığı şekilde hareketini gerçekleştirebilir. Yalanlar doğurur, özellikle kişi kendine karşı yalanlar söylemeye başlar. Bu yalanların çapı genişleyebilir, çünkü arzu cevap bulabilmek için zihnin kandırmacalarına ihtiyaç duyar. Kişi bu arzuyu bastırmaya kalktığında açgözlülük kolaylıkla ortaya çıkabilir. Çünkü bu arzuyu görecek kadar ona yaklaşmış bir bilinç için artık her şey açgözlülüktür. Üstelik bazen bu açgözlülük pozitif bir formdadır ve gözlemlenemeyebilir. Örneğin kişi bu arzusunu bastırmak için kendini bilgiye verebilir. Bilgi peşinde koştuğuna inandığında bile kişi, aradığı şey kendisi, “öz olan” olmadıktan sonra, bu arzunun yerini doldurmak yani kendini başka bir şekilde tanımlamak olduktan sonra, edindiği bilgi cehaleti aydınlatmak yerine, ancak yeni illüzyonlara gebe bırakır.

Arzuların gücü yadsınamaz. Kişiyi kendini arama yoluna sokan şey de arzulardır. Kendini bulması için o son kapıya kadar gitmesini sağlayan şey de. Ama o kapının önüne gelindiğinde artık hiç bir arzu o kapıdan içeriye giremez. Arzuların her biri kişinin kendini tanımlama çabasının ürünüdür. O kapıdan içeri bir kimlikle giremezsin. O kapıdan “sen” olarak geçemezsin. O kapı formsuz olanındır, O kapı olmayanındır.

Derin Arzuların Uyanışı
Facebooktwitterpinterest

Yazı dolaşımı